Skip to main content

Boşanma ve Velayet Süreçleri: Aile Hukukunda Haklar, Kusur Oranları ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

By Haziran 14th, 2026Genel

Makale Görseli

Evlilik birliği, tarafların karşılıklı sevgi, saygı, sadakat ve anlayış temelinde ortak bir yaşam kurma iradesiyle tesis ettikleri hukuki ve sosyal bir müessesedir. Ancak zaman içerisinde taraflar arasındaki iletişimsizlik, uyuşmazlıklar veya beklenmedik yaşam olayları evlilik birliğinin sürdürülmesini imkansız hale getirebilmektedir. Boşanma ve velayet süreçleri, sadece yasal bir prosedürün yerine getirilmesinden ibaret olmayıp, tarafların ve varsa çocukların gelecekteki yaşam standartlarını, maddi durumlarını ve psikolojik sağlıklarını doğrudan şekillendiren son derece kritik dönemlerdir. Bu süreçte hak kayıplarının yaşanmaması, tarafların yasal haklarını doğru ve eksiksiz bir şekilde savunabilmesi için Türk aile hukukunun temel ilkelerinin ve güncel yargı eğilimlerinin iyi analiz edilmesi gerekmektedir.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması ve Boşanma Davalarının Hukuki Niteliği

Türk aile hukukunda boşanma davaları genel olarak anlaşmalı ve çekişmeli olmak üzere iki temel usul çerçevesinde yürütülmektedir. Eşlerin boşanmanın mali sonuçları, nafaka, tazminat ve çocukların velayeti gibi hayati öneme sahip tüm konularda tam bir mutabakata varması durumunda anlaşmalı boşanma süreci işletilir. Anlaşmalı boşanma, sürecin hızlı ve daha az yıpratıcı şekilde sonuçlanmasına olanak tanır. Ancak taraflar arasında asgari müştereklerde uzlaşma sağlanamadığı takdirde, evlilik birliğinin temelden sarsılması veya kanunda sayılan özel boşanma sebeplerine dayalı olarak çekişmeli boşanma davası açılması gündeme gelmektedir.

Çekişmeli boşanma davalarında yargılamanın seyrini belirleyen en temel unsur, tarafların evlilik birliğinin sonlanmasındaki kusur oranlarıdır. Mahkeme hakimi, tarafların iddialarını, sundukları somut delilleri ve tanık beyanlarını titizlikle inceleyerek hangi eşin ne derece kusurlu olduğunu tespit eder. Kusur tespiti; yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat talepleri ile velayet haklarının belirlenmesinde doğrudan doğruya belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, dava dilekçelerinin hazırlanmasından delillerin ikame edilmesine kadar olan her aşamada, iddiaların hukuki bir temele oturtulması ve usul kurallarına uygun şekilde sunulması davanın geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.

Duygusal Şiddet ve Sözlü Davranışların Boşanma Davalarındaki Kusur Derecesine Etkisi

Boşanma davalarında kusura neden olan davranışlar yalnızca fiziksel şiddet, sadakatsizlik veya ekonomik ihmal ile sınırlı değildir. Yargı kararlarında, eşlerin birbirine karşı sergilediği duygusal ve sözlü tutumlar da sıklıkla boşanma nedeni ve ağır kusur olarak kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay’ın verdiği emsal kararlar, evlilik birliğindeki duygusal bağların kopmasına neden olan sözlü ifadelerin hukuki sonuçlarını açıkça ortaya koymaktadır. Örneğin, bir eşin diğerine “Seni sevmiyorum” şeklinde hitap etmesi, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ağır bir kusur ve boşanma sebebi olarak değerlendirilmektedir. Bu tür ifadeler, evliliğin temelindeki sevgi, saygı ve güven bağını tamamen zedeleyen duygusal şiddet unsurları olarak kabul edilmektedir.

Duygusal şiddet teşkil eden sözlerin ve tavırların mahkeme huzurunda ispatlanması, davanın tarafları açısından en hassas konulardan biridir. Sözlü hakaretler, küçümseyici tavırlar, eşi sosyal çevresinden soyutlama girişimleri veya sevgisizlik beyanları, tanık beyanları ve hukuka uygun diğer delillerle desteklenmelidir. Yargıtay’ın bu konudaki net ve kararlı tavrı, evlilik birliği içinde tarafların birbirine karşı olan manevi yükümlülüklerini koruma amacını taşımaktadır. Dolayısıyla, aile mahkemelerinde görülen davalarda sadece fiziksel eylemler değil, tarafların psikolojik huzurunu bozan her türlü sözlü saldırı ve duygusal ihmal de davanın gidişatını tamamen değiştirebilmektedir.

Eşlerden Birinin Evi Terk Etmesi ve Yurtdışına Gidip Dönmemesi Durumunda Hukuki Süreç

Evlilik birliğinin taraflara yüklediği en önemli ödevlerden biri de birlikte yaşama ve ortak konutu paylaşma yükümlülüğüdür. Eşlerden birinin haklı bir neden olmaksızın ortak konutu terk etmesi veya yurtdışına çıkarak bir daha geri dönmemesi, evlilik birliğinin devamını fiilen ve hukuken imkansız kılan en ağır durumlardan biridir. Ulusal basına ve yargı kararlarına yansıyan güncel örneklerde de görüldüğü üzere, eşlerden birinin yurtdışına gitmesi ve evlilik birliğini sürdürme iradesi göstermeyerek geri dönmemesi, diğer eş açısından haklı bir boşanma davası açma hakkını doğuran temel gerekçelerden birini oluşturmaktadır.

Bu tür durumlarda hukuki süreç, terk nedenine dayalı özel boşanma davası veya evlilik birliğinin temelden sarsılması genel gerekçesiyle yürütülebilmektedir. Eşin yurtdışında bulunması veya adresinin bilinmemesi, tebligat işlemlerinin uluslararası usullere veya ilan yoluyla tebliğ kurallarına göre yapılmasını gerektirebilir. Bu durum, davanın süresini ve işley